Varoşlara kültür niye gitmedi?
Fazıl Say
İstanbul Müzik Festivali, İstanbul'undur ve Ümraniye ile Avcılar da 'İstanbul'dur. 'Bizler-onlar' ayrımına girmek, çevre semtlerde, okullarda konserler vermek gibi projeleri ihmal etmek, vahim bir hata olur. Nitekim oldu da. 2007 seçim sonuçlarında bu dayanışma eksikliğimizin de rolü var.
Yirmi yaşımdayken viyolonselist Pablo Casals'ın anılarını okumuştum. Çok
etkilendiğim bir bölümü vardı o kitabın; Casals bir gün ansızın,
İspanya'daki fabrikalarda konserler vermeye başlar. İşçilere, köylülere...
Madrid ve Barcelona'nın varoşlarında ve birçok taşra kasabasında... Benim
için, viyolonselini sırtlayıp maceraya atılmış, fabrikanın ortasında 'her
koşula razı', etrafında hayatında ilk defa viyolonselden Bach dinleyenler
toplanmış, onların şaşkın bakışları, kimi zaman hayranlık ve mutlulukları,
kimi zaman bahtiyarlık, kimi zamansa da 'kafa karışıklıkları' arasında
müziğini sunan bir dâhiydi Casals... Ona olan hayranlığım, katlanmıştı
artık.
ABD deki ilk yıllarımda, -yarışmayı kazandıktan ve konser hayatımın
başlamasından itibaren-, çok sayıda 'okul konseri' vermek zorundaydım. Bu
biraz da Amerika'daki sistemdir. Mesela Washington'da Kennedy Center da
konser mi var? Oraya konserden üç gün önceden gidilir, bir ilkokul, bir lise
ve bir üniversitede konser verilir, öğrencilerle sohbet edilirdi. Amerikan
ilkokullarında çocuklar benden en çok 'Star Wars' film müziğini çalmamı
isterlerdi. Envai çeşit soruyla karşılaştım. İçlerinde, çalmak isteyen, bana
fikir danışan yetenekli ufaklıklar da olurdu... Elimden geleni yapardım.
Burada söz konusu olan mantık, 'genç bir sanatçı adayı, sadece Kennedy
Center mertebesine varmakla kalamaz, topluma ve gençlere de örnek olmalıdır'
mantığı... Çok da doğru.
Daha sonraki yıllarda Türkiye'de de çok sayıda üniversitede ve lisede
'konser-söyleşi'lerim olmuştu. Açık söyleyeyim, bu tutum, sanatçının kendi
yalnızlığı için de iyi bir 'ilaç' aynı zamanda. Hem birçok dost edindim hem
de yaşıtlarıma sanatımı sunmak ben de çok güzel hisler uyandırdı.
Travmatik bir
2003
2003 yılındaki İstanbul Müzik Festivali çerçevesinde bir projem vardı;
kentin varoşlarında konserler verecektim. Giriş serbest olacaktı ve ben de
bu konserler karşılığında ücret talep etmemiştim. İlk aşamada beş yer
belirlemiştim kafamda: Ümraniye, Gaziosmanpaşa, Avcılar, Maltepe ve
Polonezköy. Sonuçta, bunlardan sadece üç tanesi gerçekleşebildi: Avcılar,
Ümraniye ve bir de Bakırköyde bir 'alışveriş merkezi'. Gaziosmanpaşa'da
konser vermeye müsait tek yer bir okuldu ve bu okulun sahibiyle İKSV
(İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı) başkanı -her ne sebeptense?- kavgalıydı!
Oraya gidemedik... 'Polonezköy'de ise bir organizasyona girişmek zannedersem
İKSV'ye zahmetli gelmişti. Avcılar ve Ümraniye'de tiyatro salonlarında
çalmış ve çok memnun kalmıştım. Bakırköy'deki 'alışveriş merkezine' niye
gittiğimizi ise hâlâ anlayabilmiş değilim. İKSV yetkililerinden bu projeyi
her yıl genişleterek yaymalarını rica etmiştim. Çünkü İstanbul Müzik
Festivali, İstanbul'undur ve Ümraniye, veya Avcılar da 'İstanbul'dur. Malum
ve vahim 'bizler-onlar' ayrımına girmek, yapmamız gereken bazı şeyleri ihmal
etmek bir hata olur. Nitekim oldu da. 2007 seçim sonuçlarında kanımca
dayanışma eksikliğimizin de bir parça rolü var.
2003 İstanbul Müzik Festivali kapanış konserinde 'Metin Altıok Ağıtı'nın son
bölümü, İKSV ve o zamanki Kültür Bakanı Erkan Mumcu tarafından sansürlenmiş,
Sivas Madımak yangınına dair belgesel görüntüler yasaklanmıştı. Ben buna
alınmıştım. Çünkü bu tutumu Batılı sanatçılara uygulamadıklarını
düşünmekteydim. Zaten İKSV'dekileri son görüşüm olmuştur o gece. Ne yazık
ki... Bakanla da mahkemelik olduk. Mahkeme ne oldu bilmiyorum...
Kumru'nun müzik
müfredatı
'Varoş konserleri' diyebileceğim o projeye İKSV maalesef devam etmedi. 2004
yılındaki festival kapsamında Mehmet Ali Alabora yanındaCD'leriyle Ümraniye
ve Avcılar'a gitti. Çaykovski senfonilerini, Beethoven konçertolarını
'hayranlarına' anlatmaya. Ben bu yapılanı 'projemin devamı' olarak görmedim.
'Suni' buldum çünkü 'paylaşım', gerçek müzisyenlerin o andaki üretimlerinin
paylaşımı olmalıydı. Daha sonraki yıllarda projenin tamamen durduğunu
görünce, 'bari Mehmet Ali Alabora ile devam etselerdi' diye düşünmek zorunda
kaldım. Halbuki Türkiye'de bu konserleri 'seve seve' yapacak pek çok, hem de
çok iyi müzisyenimiz var. Gerisi sadece istemekle ilgili...
Yaklaşık 10 yıl sonra tekrar yazmaya başlamamın bir tek sebebi var.
İlkokullardaki müzik dersi müfredatındaki değişiklikler. Bugün gazetede
okuduklarım 'ilham' verdi; yeni müzik müfredatına göre, müzik derslerinde
artık 'ilahi' dinlenilecek ve ilahilerle ilgili yorum yapılacakmış.
Benim kızım yedi yaşında, bu yıl ikiye geçti. Kızımın bu tür bir müzik
dersine girmesini istemiyorum. Yanlış buluyorum.
'Din' çok başka bir felsefi tartışma bence. Ama müzik başlıbaşına bir
'din'dir. Müzik bugün 6 milyon yaşında. İnsanla yaşıt, hatta insandan da
eski. Bunun Batı'daki son 500 yıllık 'dikey gelişim' hikayesinin çocuğuyum
ben. Öğrenmesi 10-15 yıl süren, ustalaşması 'bütün bir ömrü kapsayan',
'teknik ve estetik' müzik konularından gelme bir insanım ve bu müfredatı
yanlış buluyorum. 'İstanbul okullarında 1000 konser' isimli bir projem
vardı. 200 okul belirlenecek her birine beş konser götürülecek. Bir-iki
öğrenim yılı içinde, 600 bin çocuğa ulaşılacaktı. Altı yüz bin çocuğun her
birine beş konser. Piyano konseri olsun, keman olsun, şan, vurmasazlar
konseri olsun ve belki de caz ya da rock konseri olsun. Bir çok değerli
sanatçının katılımıyla gerçekleştirilecek bu konserlerde mekânın ne olduğu
önemli değildi; okul bahçesi, spor salonu, ders odası, fark etmez... 2002'de
Türkiye'ye dönme sebebimdi bu proje; çalmadık kapı bırakmadım ama sponsor
bulamadım. Toplam bütçe '1 milyon dolardı'. Biliyor musunuz, bazı
konserlerin bütçe maliyetidir 1 milyon dolar. Bir gece, sadece birkaç bin
İstanbullu'nun dinlediği 'bir tek konser'...
'İstanbul okullarında 1000 konser'i 2002'de hayata geçirseydik ve devam
edebilseydik, varoşlardaki oy kullanma vaziyetini azıcık ucundan da olsa
etkileyen bir sonuç bile elde edilirdi belki bugün. Konserleri istemeyen
varoşlar değildi, diğer taraftı!